Ana Sayfa Tasarımcılar Genç moda tasarımcısı İlker Bilgi ile gerçekleştirdiğimiz keyifli röportajımız...

Genç moda tasarımcısı İlker Bilgi ile gerçekleştirdiğimiz keyifli röportajımız...

Samimi tavırları ve sıcak gülümsemesi ile bizi karşılayan Bilgi; sorularımızı yanıtlarken, alışverişte nelere dikkat edilmesi gerektiğini ve bu sezonun tredleri ile ilgili birkaç püf noktası da verdi. İnanarak ve severek yaptığı bu işi Nişantaş'ında bulunan İlker Bilgi Haute Couture koleksiyonu ile sevenleriyle de paylaşan Bilgi; çok yakın zamanda adını çok daha sık duyacağımız bir Moda Tasarımcısı.


 

SY: Öncelikle sizi tanıyalım, bize kendinizden bahseder misiniz?

İB: 1983 yılında İstanbul'da dünyaya geldim. Okul hayatıyla birlikte paralel ilerleyen bir moda serüvenim oldu. 14 yaşında yurt dışına deri ceketler ihrac eden bir firmada stilist olarak başladım. İki yıl sonra bu firmada baş tasarımcı oldum, bununla beraber yurt dışına ihracat yapan, aralarında; Zara ve Giorgio Armani'nin de bulunduğu ünlü markalara koleksiyonlar hazırladım. Üniversitede moda tasarımı okurken Sn. Fevziye Çamer ile tanıştım ve uzun süre asistanlığını yaptım. Çeşitli oyun ve sinema filmlerinde de stilistlik yaptım ve artık kendi marka kimliğimi oluşturup bir yer açma isteği duydum. 2011 yılında Nişantaşı'nda, İlker Bilgi Haute Couture, moda salonumu hizmete sundum.

 

 

SY: Peki, tasarım hayatınıza nasıl girdi?

İB: Moda ilk kez annem sayesinde  hayatıma girdi. Annem evde dikiş diken bir kadın terzisiydi. Ben henüz altı yaşındayken Vakko'ya ponponlu şapkalar dikerdi. Babam gazeteciydi ve geceleri çalışırdı. Ben bu yüzden sürekli annemle beraberdim, ister istemez onun yanında olmakta etkilemiştir beni, fakat benim o dönemlerde zaten bir hayranlığım vardı dünya çapındaki modacılara,.O western filmlerdeki kostümlere, özellikle rönesans ve barok dönemi kostümleri beni çok etkilemiştir. Annemden çocuk yaşta dikiş dikmeyi öğrenmiştim ve çok hevesliydim. Öyle ki ben ilkokul 2. sınıftayken öğretmenimiz hangi mesleği yapmak istiyorsunuz diye soruyordu herkese, tabii o zamanın şartlarına göre klasik cevaplar, doktorluk, hemşire vb meslekler, tüm cevaplar birbirine benzer şekilde. Ama ben daha o yaşta ne yapmak istediğime karar vermiş ve araştırmışım. Bana sorduğunda da; stilist olmak istiyorum cevabını vermiştim. Öğretmenim de bunu bir yere not etmiş ne olduğunu merak etmiş. Annem ile görüşmüş ve oğlunuz stilist olmak istiyor,biliyormuydunuz? Bu nedir? Annem modanın içinde olan bir kadın ne olduğunu, benim bir tasarımcı olmak istediğimi anlatmış.

Ben 14-15 yaşıma kadar dışardan hiç birşey giymedim ,hepsini annem dikerdi. 8-9 yaşında bayramda ne giyeceğime ben karar verirdim ,gömleğin modelini belirlerdim ve annem dikerdi, ve ben o dönemde kruvaze gömlek istemişim annem bana, bu olmaz sana klasik gömlek yapacağım demezdi ve hiçbir zaman hevesimi kaçırmazdı. Her zaman beni desteklemiştir, eğer ben bir moda tasarımcısıysam ve yaptıklarım gerçekten beğeniliyorsa bunun en büyük faktörlerinden biri Annemdir.

Kısacası; tasarım hayatıma küçük yaşta girdi. Hem çok büyük bir heves, hem anneden gelen bir yetenek ile küçük yaşta karar verdim ve eğitimimi bunun üzerine almak istedim.

 

SY: Yeni bir tasarım yaparken, karakterin kişilik özellikleri tasarımınızı ne kadar etkiliyor?

İB: Çok etkiliyor, özellikle benim işimde. Ben Haute Couture çalışıyorum. 29 yaşındayım. Kendi yaş grubumda bunu yapan varmı bilmiyorum. Genelde bir sezon koleksiyonu hazırlarlar ve beğendiğiniz modeli vücut proporsiyonunuza göre uyarlarlar. Ama ben tamamen kişiye özel, renk, kumaş, model aklınıza gelebilecek herşeyi kişiye endeksli çalışıyorum. Yapmış olduğum kişiye özel model; bir daha asla dikilmez, kişiyle birlikte sandığa girer.

 

 

SY: Tasarımlarınızı yaparken ihlam aldığınız, etkilendiğiniz çeşitli unsurlar var mı?

İB: Ben Fashion TV açıpta karşısında saatlerce oturan, oradaki sezonun tredlerine göre elbiseler hazırlayan bir tasarımcı değilim... Ben sokaktaki simitçiden, baharda ağaçların çiçek açmasından, denizde dalgaların kıyıya vuruşundan orada yaptığı yosunlanmadan hatta markette alış verişimi yaparken etrafımdaki insanların yüz ifadelerinden dahi etkilenirim. Benim için nefes alan, doğada var olan, bir duruşu bir şekli olan; bana özel duygular hissettiren herşey etkiler beni. Örneğin;  Marmara Üniversitesinde okurken; bir ödevimi, beşiktaş’tan Kadıköy’e  gidene kadar vapurda hayal etmiş ve kurgulamıştım. Bana ilham veren ise martılara vapurda atmış olduğum simittir. Deniz ve martıları birleştirmiş ve martılardan çok etkilenmiş bir koleksiyon yapmıştım.

 

SY: Markanızı en iyi tanımlayan kelimeler nelerdir?

İB: Aslına bakarsanız bunu İlker Bilgi için iki farklı şekilde  söylebiliriz, birincisi Couture koleksiyonundan, gece kıyafetlerinden bahsediyorsak; kesinlikle romantik, hikayesi olan aynı zamanda kendi içersinde depresif bir yanı olan birazcıkda baş kaldıran elbiseler ikincisi ise hazır giyim, buradaki yaptığım işler daha standart. Hazır giyimde çeşitli göndermeler yapılıyor. Örneğin; barok ve rönesans dönemlerine, oryantal ve islami ögelere, sokaktaki insanlara, müzik dallarına göndermeler var.

İnsanların sadece duyu organlarından birisi ile algıladığı duyguları hisleri ben kıyafetlerime tema olarak kullanabiliyorum. Buda bir tasarımcının beslenmesindeki çok önemli bir faktördür.Yaptığım her tasarım için her biri farklı bir İlker Bilgi imzası taşıyor, diyebilirim. Hazır giyimde farklı, Couture koleksiyonumda farklı ama geneline baktığınız zaman beni biraz tanıyabiliyorsanız, evet, kesinlikle bu İlker Bilgi'ye ait dersiniz. Bunun hep altını çizmeye özen gösteriyorum.

Siz ne kadar önemli bir kitap yazarsanız yazın, kaldığınız yeri ufacık bir ayraç belirler. Ben imzanın ayraç olduğunu düşünüyorum ve kitaplarımın sayfalarını oluşturuyorum. 

 

 

SY: Şimdiye kadar koleksiyonlarınızda sizin için özel olan bir parça var mı?

İB: Evet, öyle bir elbise var. Kime söylersem söyleyeyim zihinlerinde canlanan bir tuvalet. Şenay Akay'ın giymiş olduğu siyah transparan elbise, üzerinde ciddi bir işçilik vardır. Sn. Fevziye Çamer'le birlikte yapılmış bir çalışmadır. Yani çok duygusal olarak, dizlerimi titretecek kadar yoğun şeyler hissettiremez bana ama moda kariyeri açısından, insanların zihnindeki başarı anlayışına bu elbise çok denk geliyor. Manevi olarak baktığımız zaman tiyatrocu arkadaşlarıma yaptığım sahne kostümleri geliyor aklıma. Amatör tiyatrolarda çalışan arkadaşlarımın, çok az bütçeli sabahlara kadar çalışılmış ve çok inanarak yapılmış projeler için yaptığım kostümler onlar beni çok heyecanlandırır, ilahi gelir bana, Tanrı'nın nefesini duyarım adeta.

 

 

SY: Zaman zaman tasarımlarınıza dizilerde ki karakterlerde, kliplerde ve programlarda rastlıyoruz. Bu tasarımlar özel mi hazırlanıyor?

İB: Evet, mesela Adını Feriha Koydum dizisinde Cansu karakterini canlandıran, Sedef Şahin'e, Hills'in açılışı için özel bir kostüm tasarımı yapmıştım. Siyah saten, straplez bir tuvalet, içinde çok özel bir markanın şuanda bulunamayacak bir kupon danteli var ve dantelin üzeri siyah swarovski kristalleriyle işlendi. İpek satenden oluşan bu Couture, Sedef Şahin'e özel, Hills için tasarlanmıştır. Kişiye özel işler yapmayı daha çok seviyorum.

 

 

SY: Sizce Stil nedir ve nasıl olmalıdır?

İB: Biraz farklı bir açıdan tanımlayacağım. Güzel Sanatlar sınavına girmiş bir kişinin çizmiş olduğu resmi, diğer resimlerle yan yana koyup öğretmenine göstermek ve onca resim arasından öğretmenin; evet bu benim öğrencimin yaptığı resim diyebilmesi, aralarından seçmesi bir stildir. Sizin sizden ayrı olan ama bakıldığı zaman sizi siz yapan bütün ögeleri içinde taşıdığınız başka bir vesyonunuz. Stil belirlenmek ,dünyanın en zor şeyi. Ne yazık ki!  styleistler, imaj danışmanları, yani bu işi yapan insanlara baktığımız zaman; herkesi bir karbon kağıdı ile çizip kopyalamışsın gibi birbirinin aynı, birbirini tekrarlayan insanlar haline getiriyorlar. Stil kişiye yakışacak, içindeki ruhu dışarı çıkaracak ama göründüğü şekilden asla rahatsızlık duymayacak hale getirebilmektir, ben böyle düşünüyorum. Stil belirlemek çok zordur ama bir usta için de bir o kadar kolaydır.

 

 

SY: Gündelik hayatınızda nasıl bir giyim tarzınız var?

İB: Ben kesinlikle marka takıntısı olan bir adam değilim. 5000 TL‘ye de bir ceket alabilirim, indirimde 49 TL‘ ye de bir ceket aldığım oluyor. Önemli olan çok pahalı giyinmek değil, doğru malzemeleri, doğru şekilde kombin yapmak. Bayanlar alışverişte gardıroplarını unutarak alışveriş yapıyor, en büyük hatalardan biri bu. Dönüp bakarsak bir sürü lacivert jeanimiz, basic t-shirtümüz var. Birbirine çok benzeyen gömleklerimiz. Ben danışmanlık verdiğim insanlardan da biliyorum. Vitrine bakıyorsunuz orada turuncu bir elbise var. İlk beş saniye turuncu elbise size göz kırpıyor, siz mağazaya giriyorsunuz ve çıkaren beyaz bir gömlek alıp çıkıyorsunuz. El hep aynı ürünlere gidiyor, alışılmışsa. Birazcık alışılmışın dışına çıkabilirsiniz birazcık şımartabilirsiniz kendinizi. Bu erkekler içinde geçerli Tanrı, renkleri tüm insalar için yarattı. Neden belirli renkler? Ben bir tasarımcıyım fakat alışveriş yaparken çok ciddi bir tüketiciyim, ama doğru ürünler seçerim kendime. Doğru malzemeleri doğru şekilde harmanlarım, gardırobumu unutmam örneğin; bu yıl asit renkleri moda. Benim varolan bir jeanim ve lacivert bir ceketim var ise dolabımda, içinde asit izleri olan bir t-shirt ile kombinlerim. Bir t-shirt ile sezon trendlerini yakalarım, hemde sadece bir t-shirt parasına modayı takip etmiş olurum. Yani alışveriş öncesi gardıroplarını gözden geçirsinler ve arkasından kendilerine yakıştığına inandıkları, markalardan alışverişlerini yapsınlar.

 

 

SY: Dünyada en beğendiğiniz, sizin için özel olan bir tasarımcı var mı?

İB: İlk zamanlarda El Saab'ı çok beğenirdim ama şu an çok büyülenmiyorum. Hazır giyimde Alexander Mqueen çok etkiler beni. Chanel'i çok severim, Karl Lagerfeld Chanel'e çok yakıştı. Yıldırım Bey'in iş ahlakını, çalışma şeklini çok severim. Hiç alakam yoktur tarzı ile ama Vivienne Westwood'u çok severim ve onun defilelerini seyrederken çok eğlenirim, boyut değiştirdiğimi hissediyorum tabii benim çizgim ile alakası yok kendisinin ama çok beğenirim. Türklerden ise benim jenarasyonumda Ümit Benan beni etkiler.

 

SY: Bu sezonda sizi en çok heyecanlandıran trend nedir?

İB: Hazır giyim markaların tasarımcıları sezona hazırlanırken, bir sezon öncesinden kendisine ilham veren trendler belirlerler. Mesela bu yılın trendlerinden bir tanesi bayraklar. Dünyadaki bütün bayrakların desenleri bu yıl çok moda olacak. Hep İngiliz bayrağına alıştık fakat bu yıl hiç bilmediğimiz ülkelerin bayraklarını bile sık sık göreceğiz. Bayrak görmesek bile bayrağa ait renk ve görseller koleksiyonları tamamlayan ögelerdir. Bununla beraber yerli halkının, çeşitli kabilelerin grafiklerinin de kullanılacağı bir sezon. Ben çok severim mesela Mısır piramitleri üzerindeki yazıtlar, çok önemli ve çok özgün olduklarını düşünüyorum. Bunlar bu sezon çok trend ve beni çok heyecanlandırıyor. Asit tonları dedik biraz önce, buda teması olan bir konsept; Amazonun balta girmemiş ormanlarında yer alan ve çok bilmediğimiz, kolay bulunamayan çiçeklerin renk tonlarını simgeliyor. Bir çok markanın vitrini de şu an bu konsepte uygun. 

 

 

SY: Türk kadılarının sizce bir tarzı var mı? Bundan 30 - 40 yıl öncesindeki Türk kadının moda anlayışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İB: Türk kadının arkaplanına baktığımız zaman ne yazık ki kılıktan kılığa, şekilden şekle girmiş, hem Asyalı olmaya çalışmış hem Avrupalı olmaya çalışmış. Hem batı kültürünü sahiplenmiş ama aynı zamanda ataerkil, baba baskısı, erkek egemenliği altında kalmış. Ne mini giyebilmiş ne streç pantolon ama merdiven altında eteğini kıvırmış bir jenerasyonun çocuklarıyız. 30 - 40 yıl öncesi buna denk geliyor. Şöyle dönüp baktığım zaman başkalaştığını hissediyorum. Ben etnik kimliğimizi çok seviyorum çünkü bizim çok güçlü bir mazimiz var. Maziye sırtını dönmek, birebir batıyı kopyalamak rahmetli; Atatürk'ün de söylediği gibi ‘‘Batılılaşmak, çağdaş olmak demek değil. Var olan değerlerin üzerine birşeyler katabilmek çağdaş olabilmektir“. Ben bunların sömürüldüğünü düşünüyorum. Hem aile yapımız bakımından hem kadına verilmiş değer bakımından, kadının kadına verdiği değer bakımından malesef ki!  sömürülüyor. Ne yazık ki ; dönüp baktığım zaman hala Türk kadınını istediğim yerde göremiyorum.mayan çiçeklerin renk tonlarını simgeliyor. Bir çok markanın vitrini de şu an bu konsepte uygun. 

 

 

SY: Türkiye'den, dünyaca ünlü bir marka çıkmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İB: Buna fırsat verilmiyor. Yani Galata'yı modanın başkenti yapamadık mesela. İstanbul'un bütün tasarımcılarının o sokakta bir arada olduğu, kendi butiğini yaptığı, dışarda çay kahve ikramı yaptıkları, içerde kendi dizayn ettikleri kendi hayal dünyasıyla satabilecekleri bir lokasyon yapamıyoruz. Bu gün Galata'da bir butik açmaya kalksanız, kiralar 10.000 dolardan bahsediliyor. Çok büyük bir marka olmadan bu parayı ödeyemezsiniz, Galataya giremezseniz markalaşamazsınız. Yani bunların hepsi birbiriyle bağlantılı bir zincir. Çok yetenekli bir çocuk dünyanın en iyi erkek koleksiyonunu hazırlıyor ama bir markanın şatış danışmanı. Çünkü hayat ona o fırsatı vermemiş. Hayatı bırakın biz tasarımcılar, ben mesela 29 yaşındayım. 14 yaşımdan beri bu işi yapıyorum. Bunca yıllık tecrübemi bir sonraki jenerasyona nasıl aktarabilirim. En azından okullarda moda eğiti alan birine nasıl faydalı olabilirim diye düşünürken, doğayen dediğimiz insanların önü bu kadar kapaması beni gerçekten rahatsız ediyor. Malesef ,Türk perakende firmaları yaptığınız işe göre değil, çalıştığınız kişilere göre size iş verirler. Türkiye'de de çok çok iyi tasarımcılar var fakat malesef keşfedilememiş, bir şekilde gün yüzüne çıkamamışlar. Ama böyle durumların, tasarımcı olmak isteyen hiç kimseyi asla ama asla etkilememesi, vazgeçmemesi gerekir. Gerçekten inanarak ve isteyerek devam etmeliler. İnadına moda diyorum!

 

SY: Sizce tasarım için eğitimin önemini nedir?

İB: Adada bir kişi; ağzını, gözünü, kulaklarını nasıl kullanacağını içgüdüsel olarak bilir. Ağzıyla yemek yemesi gerektiğini, kulaklarıyla duyması gerektiğini gözleriyle görebileceğini, elleriyle balık tutabileceğini bilir. Bu yetiye sahiptir. Aynı insan resim yapma yeteneği ile doğmuşsa eline bir çubuk alıp bir yerlere bir şeyler çizebilecek kapasitede olur. Çünkü Tanrı tarafından biz böyle programlandık. Ama önemli olan o çubukla ne çizmesi gerektiğini öğrenebilmek. Bu noktada eğitim çok önemli. Ben Marmara Üniversitesi Tekstil ve Moda ve Tasarımı mezunuyum. Daha sonra Sahne Sanatları ve Kostüm tasarımı yüksek linsansı yaptım. 6 yıllık eğitimden sonra eğitim kötüdür diyemem ama eğitim %100 önemlidir demiyorum, buda yanlış olur.  Adadaki kişinin tek başına olduğunu düşünelim, yapması gerekenleri kimseden görmediğini öğrenmediğini. Eskiden, şuanın doğayen dediğimiz moda tasarımcıları, olgunlaşma enstitülerinden mezun olurlardı ya da dikiş dikerler ,çıraklıktan yetişirlerdi. Şimdi durum biraz daha farklı mezun olduğunuz okul ve okuduğunuz bölüm önemli. Benim şansım ise; çok küçük yaşta çırak oldum, çok büyük bir ustanın yanında yetiştim. Dior kumaşları kataloglarda görürlerken ben Dior kumaşlardan, küçük yaşta, tuvaletler dikiyordum. Kuşkusuz akademik eğitimde bana çok şey kazandırdı. Modanın ne olduğunu çok net öğrendim, modanın tarihini, dünyada modanın yerini. Doğru yönlendirildim doğru zamanda doğru şeyler yaptım. 

 

 

SY: Türkiye'deki moda eğitimi hakkında neler düşünüyorsunuz?

İB: Çok suni. Bizim yaptığımız iş zevkle, aşkla yapılması gereken bir iş. Siz üniversiteden sonra kütüphanede kalıp; dünyadaki insanlar neler giymişler, hangi kıyafetleri yapmışlar, neleri kombinlemişler. Tablolarında hangi renkleri yanyana getirmişler. Yani duruşunuzla bakışınızla modayla, yada  genel olarakta bahsedebiliriz ,ufkunuzu genişletmek adına en azından kendi kendinizi geliştirmek için; çok önemli tarihlerde Cumhuriyet döneminde, Rönesans ve Barok döneminde, Türkiye'yi dünyayı çok etkilemiş durumlarda insanların üzerinde hangi tür kıyafetler var. Bunları takip edebilseniz kendi kendinize, bir basamak iki basamak daha yukarı çıkabiliyorsunuz. Birazda hayatı görmekle alakalı... Bir sarmaşıktan tutunda, köy yolunda bir bardak su rica ettiğiniz köylünün üzerindeki fistan bile size bir sürü şey öğretebilir. Ben böyle düşünüyorum.

 

SY: Moda eğitimi gören tasarımcı adayları için modayı takip edebilecekleri, kendilerini daha fazla geliştirebilecekleri kaynaklar önerebilir misiniz?

İB: Ben sınava girerken anatomiyi kendi kendime keşfetmiştim, bence deneme yapsınlar desenlerini geliştirsinler. Çünkü biz ellerimizle konuşan insanlarız. Var olan herşeyi çizmeye çalışsınlar, elmadan tutunda sokak lambasına kadar, kıyafetle asla sınırlamasınlar kendilerini. Boyutlu olan herşeye şekil vermeye çalışsınlar. Bu içgüdüsel iç dünyasıyla alakalı. Ben bir imajı bir tasarımcıyı söylersem. Onlarda bu ham dönemden sonra yani bir noktadan sonra, onun küçük versiyonu olacaklar. Kendi içlerindeki tasarımcıyı çıkartsınlar ortaya. Ben hep şunu düşünürüm; benim içimde bir kadın ve bir erkek var. Ben hep onların gardıroplarını hayal ederim, onlar uyuken gizlice girer dolaplarını karıştırırım. Sabahta gördüklerimi çizerim. Kafalarında iki silüet belirlesinler ve o silüetlere anlam yüklesinler; onları insanlaştırsınlar. Bu insanlar onlara zaten imzalarını hatırlatacaklardır.

 

 

SY: Geleceğin tasarımcılarına; kendi tarzlarını bulmaları ve modayı tutku haline getirip gerçek birer tasarımcı olmaları adına  bir kaç püf noktası söyleyebilir misiniz?

İB: Önce en büyük eleştiriyi kendi kendimize yapacağız. Ben gerçekten moda tasarımcısı olabilecek kapasitede bir insan mıyım? Öncelikle bunun kritiğini yapmaları lazım... Modaya ilgi duymak, modayı takip etmek başka birşey; kendini bu sektörde hizmet verebilecek kapasitede hissetmek, inanmak çok başka bir şey. Bence yaptıkları çizimleri kritik yapsınlar. Ben dışardan bir kişi olsam, benimle hiç ilgisi olmayan biri ve bu çizimleri görsem bu çizgilerden etkilenir miyim?

 

 

SY: Son olarak gelecekle ilgili planlarınız nelerdir?

İB: Şuanda yakın bir arkadaşımın filmi var. Türk, Fransız ortak yapımı onların kostümlerini hazırlıyorum. 2012 yaz koleksiyonumu tamamlamaya çalışıyorum. Couture koleksiyonumu tamamladıktan sonra 2012 kış hazır giyim koleksiyonuma geçeceğim. TNT'de bazı programlar için kostümler hazırlıyorum, Adını Feriha Koydum dizisiyle çalışmaya devam ediyorum. Buna benzer birkaç proje daha var. Çok popüler olmayan ama saygın yeri olan ve gerçekten sanatı ile konuşan bir iki proje var, opera projesi belki onun kostümlerini yapacağım, biliyorsunuz şimdi yaz sezonu açıldı gelinliklerim var... Serüven hiç bitmiyor, siz yaşamak istediğiniz sürece devam ediyor. Ben yapabildim, herkes yapabilir.

 

Röportaj - Fotoğraflar: Sefa YILDIRIM

Her Hakkı Saklıdır.. 
Copyright © dizisponsorlari.com özel haberidir, izin almadan kullanılamaz.

Genç moda tasarımcısı İlker Bilgi ile gerçekleştirdiğimiz keyifli röportajımız... Hakkında Yorumlar

Yorum, Soru ve Yanıtlar
  1. Genç moda tasarımcısı İlker Bilgi ile gerçekleştirdiğimiz keyifli röportajımız... için henüz yorum yapılmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Web sitemizde yorumlar yapabilmek için buraya tıklayarak üye girişinizi yapmalısınız.
Henüz üye değilseniz, kısa üyelik formumuzu buradan doldurabilirsiniz.

EN GÜNCEL